Yabancı dil nedir?

Anadilin haricinde, öğrenmek istediğiniz veya öğrendiğiniz diğer diller yabancı dillerinizdir.

Nasıl edinilir?

Eğer anadiliniz ile konuşabiliyor ve iletişim kurabiliyorsanız bir başka yabancı dili de öğrenebilirsiniz.

Neden edinilir?

Birçok farklı sebeple bir başka yabancı dile sahip olmanız gerekebilir. Bu sebeple neden edinileceği sizde saklıdır.

Peki, bir nedenim yoksa?

Günümüz dünyasında önceliği olan veya gelecekte önem arz edecek dilleri öğrenmek mantıklı olacaktır…

Mesela?

Okumaya devam edin…

O halde kaç yabancı dil var dünya üzerinde?

Sizin bildikleriniz haricinde kalan her dil yabancı bir dildir. Bu sebeple bu soruyu farklı şekilde düşünmek gerekmektedir.

O halde dünyada kaç dil var?

Konuşulan ve konuşulmayan olmak üzere iki grupta toplanabilir. Her iki dil grubu da belli bir dil ailesine mensup olmuş dillerdir. Ancak bazıları konuşucusu kalmadığı için ölü dil haline gelmiştir. Dünya üzerinde 6900 civarı yaşayan dil olduğu varsayılmaktadır. Toplam kaç dil sayısı olduğu belli çalışmalar yapılmadan kesinlikle söylenemez ve bunu yapmak neredeyse imkansızdır.

Baya çokmuş… Hepsi konuşuluyor mu?

Az ya da çok var olan her dilin konuşucusu vardır. Aksi halde zaten o dil, ölü bir dil haline gelir. Toplam 6900 dilin, yüzde 96’sı dünya nüfusunun yüzde 4’ü tarafından konuşulur. Dillerin 2200 kadarı Asya kıtasında, 2060 kadarı Afrika kıtasında, 1300 kadarı Pasifik Okyanusu çevresinde, 1000 kadarı Amerika kıtasında, 250 kadarı da Avrupa’da konuşulur.    

En çok dil hangi ülkede konuşulur?

Çok enteresan bir soru… Dünya üzerinde en çok dil konuşulan ülke 832 adet dil ile Papua Yeni Gine’dir. Endonezya 731 dil sayısı ile ikinci sırada ve Nijerya 515 dil ile üçüncü sıradadır. Diğer ülkeler ve konuşulan dil sayısı aşağıda verildiği şekildedir.  


Hindistan        400
Meksika          295
Kamerun         286
Avustralya      268
Brezilya          234

Herkes bu kadar dili nasıl biliyor?

Tabii ki, bir ülkede yaşayan insanlar o çevrede konuşulan her dili bilmek zorunda değildir. Unutmayın! Dil iletişim içindir.

Peki, en çok konuşulan dil hangisi?

İşte hangi yabancı dili öğreneceğinize karar vereceğiniz aşamada işinize yarar bir soru… Çince (Mandarin) 1.2 milyar konuşucu ile birinci, İngilizce 400 milyon konuşucu ile ikinci, İspanyolca 375 milyon konuşucu ile üçüncü, Hintçe 275 milyon konuşucu ile dördüncü ve Türkçe 250 milyon konuşucu ile beşinci sıradadır. Ancak, Çince yoğun olarak Çin topraklarında konuşulur. Bu sebeple, farklı bölgelerde en çok konuşucuya sahip dil İngilizce’dir. Diğer dünya üzerinde en çok konuşulan diller;

Arapça            250 milyon
Bengalce         185 milyon
Portekizce       160 milyon
Rusça              125 milyon
Japonca           125 milyon
Almanca         100 milyon
Fransızca        75 milyon
 

Peki İngilizce kaç ülkede konuşulur?

En çok ülkede kullanıma sahip ilk üç dil, 115 ülke ile İngilizce, 35 ülke ile Fransızca ve 24 ülke ile Arapçadır. Diğer diller ve konuşulduğu toplam ülke sayısı aşağıda verildiği şekildedir:

İspanyolca      20 ülke
Rusça              16 ülke
Türkçe            12 ülke
Almanca         9 ülke
Portekizce       5 ülke
Hintçe             2 ülke
 

Bebek Dili ve Anadil Gelişimi bölümünde yabancı dil öğrenim sürecinin anadil ediniminden çok farklı olduğunu söylemiştiniz. Sanırım şimdi açıklarsınız…

Haklısınız. Bu süreç anadil ediniminden tamamen farklıdır. Öncelikle anadil temel bir ihtiyaçtır ve yabancı dil ise genellikle bu tip bir ihtiyaçtan doğmaz… Bu tip bir ihtiyaç ile (yurtdışında bulunmak) ortaya çıkarsa zaten öğrenim süreci hızlanacaktır… Anadil edinimini etkileyen faktörler, bebeğin dile özgü organlarında veya sistemlerinde hasar bulunmaması iken; yabancı dil öğrenimini kültür, yaş, cinsiyet, ortam, zorunluluk, bireysel istekler, hobiler, fobiler, bireysel özellikler, zihinsel beceriler vb… birçok sebep etkilemektedir. Bu sebeple, bu yönde bir amaç içinde olan veya hali hazırda yabancı dil öğrenen insanların bu faktörlere kendini hazırlaması gerekmektedir.

Nasıl yani?

Öncelikle hep göz ardı edilen noktada bireysel olarak düşünmek gerekmektedir. “Dil iletişim içindir.” Bu, yabancı dil öğrenicisinin temel prensibi olmalıdır. Yani, her şeyi değil işine yarayacak kadar dili biliyor olmak…

Başka?

“Dil doğal bir süreç içerisinde gelişir.” Dilin bu yapısına isteseniz de müdahale edemezsiniz. Bu sebeple, “Herkes konuşuyor, ben de konuşacağım” ya da “Ben neden konuşamıyorum.” gibi yaklaşımlar sizi sadece sebepsiz ve gereksiz bir dilsel engelleme içerisine itecektir. Bu da başarısızlığa…

Hmm! Peki başka?

“Dil gelişen ve duruma göre değişken bir yapıya sahiptir.” Öğrendiğiniz yabancı dile ilişkin her şeyi bilmeniz imkansızdır; bilseniz bile konuşulduğu ülkede yaşamıyorsanız, bunu takip etmeniz de tamamen güç bir durumdur. Dolayısıyla temel prensibinizden (Dil iletişim içindir.) ayrılmamanız gerekmektedir. Bunu şu şekilde betimlemek de mümkündür. İki doktorun sizin rahatsızlığınız hakkında konuştuğunu düşünün. Ne kadarını anlarsınız? Peki, bu siz Türkçe bilmiyorsunuz anlamına gelebilir mi? Tabii ki hayır…

Veya size göre sadece “televizyon” olan nesneyi, tamire götürdüğünüzde tamirci “Entegreler yanmış, tüpü de bitmiş.” dediğinde ne kadarını anlarsınız? Bu da siz Türkçe bilmiyorsunuz anlamına gelebilir mi? Tabii ki hayır…

Güzel… Başka?

Dilbilgisinden (gramer) olabildiğince uzak durmak gerekmektedir… Çünkü, yabancı dil öğreniminde eğer amacınız kurumsal olarak uygulanan bir sınav değil ise (KPDS, ÜDS, YDS vs…) sizin işiniz konuşmaktır… Dilbilgisi öğrenimi/öğretimi ile konuşma üretimi beklenemez. Her iki süreç ve amaç farklı çalışmalar ve öğrenim türleri gerektirir. Bu durum da şu şekilde betimlenebilir. Türkçe dilbilgisi eğitimi görmemiş bir insana bir tümce yazsanız ve “Bu tümcenin öznesi nedir?” diye sorsanız ne cevap alırsınız? Peki bu durum, o insanın Türkçe bilmediği anlamına gelebilir mi? Tabii ki hayır…

Evet. Başka?

“Dil bireysel çabalara bağlıdır; ancak haricen gelişen bir yapıya sahiptir.” Ve, insan ne yaparsa yapsın bu süreci aşamaz… Bu, şu şekilde de söylenebilir; bir öğrenci, iletişim kuracak derecede ikinci bir dili ister 10 yılda öğrenir ister 6 ayda… Ancak o dili işini görecek şekle ve sürece yayarak öğrenmesi gerekmektedir ki, başarı bu sayede sağlanır. Bu süreçte de bahsi geçen dil faktörleri etken roller oynamaktadırlar.

Hmm! Yabancı bir dil öğreneceksem başka neler yapayım?

Yabancı dil öğrenmeye azmetmiş öğrencilerin aynı zamanda aşırı derecede sabırlı olmaları gerekmektedir. Birkaç aylık bir öğrenim sürecinden sonra harika bir yabancı dile sahip olmak imkansızdır. Unutmayın, Bebek Dili ve Anadil Gelişimi başlığında değinildiği gibi, bir bebek anlamlı sözcükleri dahi bilinçsizse 1 yılda üretmeye başlar…

Bebek gibi mi olalım?

Başarılabilirse, yabancı dil öğreniminde bir bebek gibi tavır izlemek (yorumlamamak, başka şekilde anlamaya çalışmamak) en önemli etkendir. Bu sayede neyin ne olduğunu anlamadan dili edinirsiniz. Ancak, yukarıda değindiğim gibi yaş faktörü yabancı dil öğreniminde bu sürece ister istemez engel olmaktadır. Bu durum şu diyaloglar ile betimlenebilir. … Sadece “mavi” renk adını bilen bir çocuk ve yetişkin/sorgulayan öğrenciye “kırmızı” bir nesne gösterilir.

Soru: Bu ne renk?
Çocuk: Mavi değil.
Soru: Bu ne renk?
Yetişkin/Sorgulayan Öğrenci: Kırmızı ne demek?

Anadil engel olur mu peki?

Konuşurken, daha önce sahip olduğunuz dil ile düşünmeye ve kurgulamaya alışan beyin, yabancı dil öğreniminde de engel olabilir. Çünkü, tümceler temelde yabancı dil gibi değil Türkçe gibi algılanır veya kurgulanır. Bu sebeple, yabancı dil öğrenen bir birey başlangıçta çok zor olsa da zamanla Türkçe düşünmemeyi öğrenmelidir.

Hangi dili öğreniyorsan, o dili konuşan biri gibi düşünmek?

Tam olarak anlatmak istediğim de buydu. Teşekkürler…

Başka ne tip tavsiyelerde bulunursunuz?

Değinmeye devam edeceğim faktörler de yabancı dil öğreniminde aşırı derecede etkendir. Özellikle yabancı dil öğretimi aldığınız kurum veya kişiler…

Oraya girmeden önce bireysel olanlardan bahsetsek?

Pekala… Bireysel olarak yabancı dil öğreniminde, öğrendiğiniz dil ile okumalar ve dinlemeler yapmak çok önemlidir. Öğrendiğiniz dile ilişkin her şeye ilgi duymak, o tip insanlar ile konuşmak da çok önemlidir.

Biraz “yırtık” olmak lazım o halde?

Başarılabilirse, tam olarak o şekilde olmak lazım… Çünkü, yabancı dil öğreniminde bireysel özellikler de çok önemli bir etken oluşturabilir. Yani, siz anadilinizi kullanırken ve karakter olarak “çekingen” seniz, bu durum yabancı dil öğrendiğinizde geçmeyecektir. Bu sebeple bu tip özellikleriniz ile yabancı dil öğreneceğinizden, aynı özellikleriniz ile yabancı dili üretirsiniz.     

Başka?

Yabancı dil öğrenicisinin sınıf içerisinde konsantrasyonunu koruması ve kendine özgüven duyması da bu süreçte çok önemlidir. Bu sayede, öğrenci “tutukluk” adı verilen süreci kolay atlatır ve bu özgüven bireyin daha kolay bir şekilde yabancı dile adaptasyonunu sağlar.

Başka başka neler yapılmalı?

Okuma ve dinleme çalışmalarında hiçbir zaman çeviri yöntemine başvurmayın… Çünkü, bu o dili öğrenmek değil, metinde yazanı öğrenmek olur… Ancak, gerçek bir yabancı dil öğrenicisi için, temelde ne okuduğu (başlangıçta) önemli değildir. Önemli olan o metni bildiğiniz yabancı dil ile ne kadar öğrendiğiniz… Bu durum da şu şekilde betimlenebilir. İlkokulda ilk okumaya başladığınız zaman ne kadarını anlıyordunuz? Veya anlamaya çalışıyormuydunuz? Hayır… Anlama süreci daha sonra gelecektir… Ve okuma yaparken, yüksek sesle okumak yeni kelimeleri dolayısıyla yabancı dil sözlükçenizi geliştirmeye sebep olacaktır…

Yüksek sesle okuyarak yeni sözcükler daha mı kolay öğrenilir?

Hayır. Ancak, öğrenilen sözcükler daha geç unutulur. Çünkü, beyin (farklı yazılarda da değinilmektedir.) farklı bilgi girişlerini farklı farklı kaydeder. Normal okuma (göz ile) yaparken, beyin sadece kaydeder. Ve gördüğünüz yerler zihninizde kalır. Çocuğun veya bir öğrencinin gözlerini kapatarak veya yukarıya bakarak konuşması bu sebepledir. Ancak sesli okumada, hem göz (görsel) hem de kulaklar (işitsel) aynı anda çalışmaktadır. Bu sebeple, beyin iki yönlü kayıt yapmakta, dolayısıyla veri daha uzun süre zihinde tutulabilmektedir.

Bu tip başka zihinsel sözlükçe yöntemleri nelerdir?

Görsel ve işitsel şema çerçevesinde birçok çalışma başarılı olabilir. Ve yabancı dil öğrenimi, bu şekilde olursa başarılı olur. Aksi takdirde her veri, kısa dönem için kaydedilir ve çabucak unutulur. Örneğin, İngilizce’deki “table : masa” sözcüğünü bu şekilde değil de masa resmi altına yazılmış “table” şeklinde öğrenirseniz (görsellik) kalıcılık artacak ve öğrenme süreci hızlanacaktır.  

“Sözcükleri yazıyorum, iki nokta bırakıp Türkçelerini yazıyorum. Bu nasıl bir yöntem?”

Eğer bu sayede sözcük öğrenilebilseydi, herkes sözlük okurdu. Bu yöntem her ne kadar kullanılıyor ve tavsiye ediliyor olsa da başarısızlığa sebep olacaktır. Öncelikle bu yabancı dil öğrenimine aykırıdır. Bu yöntem, öğreniciyi doğrudan ikileme ve iki dili (anadil + yabancı dil) ortak götürmeye zorlar. Çünkü bilgi girişi her iki dilde yapılmaktadır.

O halde, sizce?

Sözcük öğreniminde en başarılı yöntem bağlamsal yöntemdir. Yani sözcüğü bir yerde görmek ve orada ne olduğunu anlamaya çalışmak ya da öğrenilen yabancı dil ile yazılmış bir sözlük ile onu öğrenmek… Bu sayede, hem sözcüğün zihinsel sözlükçede kalması, hem de hatırlanması daha kolay olacaktır. Yani, cümlelerden elde edilen bilgileri cümlelere taşıyarak çok kısa sürede çok yol almak mümkündür. 

Başka neler tavsiye edersiniz?

Yabancı Dil Öğrenicilerine Tavsiyeler adlı metni okuyarak devam edebilirsiniz…

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir